Antepten Diyarbakır’a… Türk Hava Yolları Mısırlılara Doğu Türkiye’nin Büyüleyici Kapılarını Açıyor

Bazı yolculuklar hafızadan hızla silinir, bazıları ise iz bırakır çünkü yalnızca mekânları değil bizi de değiştirir. Son Türkiye seyahatim ikinci türdendi. Yalnızca beş gün sürdü ama her gün farklı bir dünyanın kapılarını açtı. Her şehrin kendine ait ruhu vardı ve tüm bu deneyimler Türk Hava Yolları’nın sağladığı konforlu seyahat sayesinde daha da özel bir hâl aldı.
Kahire Havalimanı’ndan başlayan yolculukta, Türk Hava Yolları ile seyahat işlemleri son derece düzenli ve hızlıydı. İstanbul uçuşu sakin geçti ve uçak içi hizmet üst düzeydi. Rahat koltuklar, Türk mutfağından sunulan lezzetli yemekler ve güler yüzlü kabin ekibi, daha İstanbul’a varmadan yolculuğun güzelliğini hissettirdi.
İstanbul Havalimanı’na indiğimde modern bir şehirle karşılaşmış gibiydim. Oldukça büyük ama düzenli bir havalimanıydı. İç hat uçuşumdan önce Türk Hava Yolları’nın özel yolcu salonunu kullanma fırsatım oldu. Burası başlı başına lüks bir deneyimdi. Geniş bir Türk mutfağı büfesi, geleneksel tatlılar, çalışma alanları, dinlenme odaları, duş bölümleri ve hızlı internet sayesinde uçuş öncesi tam bir rahatlama yaşadım.
İlk günüm Gaziantep’te geçti. Türkiye’nin lezzet başkenti olarak bilinen bu şehirde daha havalimanından çıkar çıkmaz fıstık ve baharat kokusu sizi karşılıyor. Gaziantep Kalesi’ni ziyaret ettim; şehrin tarihi dokusunu yüksekten görmek etkileyiciydi. Ardından Zeugma Mozaik Müzesi’ni gezdim. Roma dönemine ait etkileyici mozaikler arasında ünlü Çingene Kızı mozaiği en dikkat çekeni. Eski çarşılarda dolaşırken Antep kebabı ve orijinal baklavayı tatmak ise başlı başına bir zevkti.
İkinci gün Şanlıurfa’daydım. Efsanelerle inancın iç içe geçtiği bu şehirde ilk durağım Balıklıgöl oldu. Tarihi atmosferi ve sakinliği etkileyiciydi. Daha sonra insanlık tarihinin en eski ritüel merkezi olarak kabul edilen Göbeklitepe’yi ziyaret ettim. Binlerce yıllık taş sütunların arasında dolaşmak insana derin bir hayranlık duygusu veriyor. Urfa’nın çarşıları ise canlı, renkli ve geleneksel müziklerin eşlik ettiği samimi bir ortam sunuyor.
Üçüncü günüm Mardin’de geçti. Altın renkli taşlardan oluşan yapılarıyla adeta bir açık hava müzesini andıran bu şehirde büyüleyici bir manzara var. Eski Mardin sokaklarında dolaşmak, Süryani kültürünün önemli merkezlerinden biri olan Deyrülzafaran Manastırı’nı ziyaret etmek büyük bir keyifti. Şehir Arap, Kürt, Türk ve Süryani kültürlerinin iç içe yaşadığı bir mozaik gibi.
Dördüncü gün Diyarbakır’a ulaştım. Siyah bazalt taşından inşa edilmiş surlarıyla ünlü olan şehir, güçlü bir tarihi dokuya sahip. Sur içindeki eski sokaklar, baharat kokuları, çay ocakları ve halkın sıcak yaklaşımı unutulmaz bir atmosfer sunuyor. Diyarbakır Ulu Camii’ni gezmek ve yöresel kebabını tatmak günün en özel anlarındandı.
Beşinci gün İstanbul’a dönerek Kahire’ye gidiş için hazırlık yaptım. İstanbul Havalimanı’ndaki özel salon bir kez daha huzurlu bir mola noktası oldu ve yolculuğu mükemmel şekilde tamamladı.
Bu beş gün bana Türkiye’nin bilinen turistik yüzünün ötesinde çok daha zengin ve farklı bir dünyanın olduğunu gösterdi. Gaziantep’in tatları, Urfa’nın ruhu, Mardin’in büyüsü ve Diyarbakır’ın tarihi; hepsi bir araya gelerek unutulmaz bir seyahat deneyimi sundu. Türk Hava Yolları ise bu seyahatin konforlu, düzenli ve keyifli geçmesinde büyük bir rol oynadı.
Kısa bir yolculuktu ama etkisi çok büyük. Dört farklı şehrin hikâyesi bir hafta içinde bana bambaşka bir dünyanın kapılarını açtı ve her biri hafızamda silinmeyecek izler bıraktı.







